güzel sözler-yazılar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
güzel sözler-yazılar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

4 Haziran 2012 Pazartesi

* MARGARİNİN ZARARLARI ! *





Haber, tereyağı üzerine; bir üniversite öğrencisi , bitirme tezi ödevi olarak bir margarin fabrikasında staj yapmakla görevlendirilmiş. Gerisini onun kaleminden okuyalım:
"Diploma tezimi Türkiye’nin ünlü bir margarin fabrikasında hazırladım. Adam gibi kokusuzlaştırılmış ve arıtılmış sıvı pamuk çekirdeği yağını "hidrojene” ederek doyurmanın ve de vücut ısısına son derece tehlikeli şekilde yaklaştırmanın akla uygun olduğunu ne ben çözebildim, ne de bu konuda benden çok daha bu konuyu bilmesi gerekenlere tüm uğraşmalarıma rağmen çözdürebildim.
Stajımı ve tezimi başarıyla bitirdim, hocama teslim ettim. O gün bugündür ağzıma margarin koymamaya kesin karar verdim ve uyguluyorum. Margarin ambalajlarına, kesinlikle sigara ambalajlarına getirilen zorunluluk getirilmelidir. "Margarin sağlığa çok zararlıdır” diye yazılmalıdır.
Margarin, vücudumuzdaki toplam uzunluğu 100 km. olan insan damar yollarının katilidir. Margarin ve Tereyağı arasındaki farkı biliyor musunuz? Harvard Tıp Fakültesi’nin çalışmasına göre tereyağı ile karşılaştırılınca margarin yemek, kadınlarda kalp hastalığına yakalanma olasılığını artırıyor.
Tereyağı yemek ise yiyeceklerdeki diğer besin öğelerinin emilimini artırıyor. Tereyağının besinsel değeri yüksek olmasına rağmen margarinin çok düşüktür. Çünkü katkılıdır. Tereyağı margarinden çok daha lezzetlidir ve diğer yiyeceklerdeki tatları zenginleştirir. Tereyağı yüzyıllardır bilindiği halde margarin 100 yıldan az bir süredir yapılmaktadır.
Ve şimdi margarinin ne olduğuna gelelim: Yağ asitleri çok yüksektir, koroner kalp hastalığı riskini 3 kat arttırır. Toplam kolesterolü ve LDL’yi yani kötü kolesterolü yükseltir, HDL’yi, yani iyi kolesterolü düşürür, kanser riskini beş katına çıkarır, anne sütünün kalitesini düşürür, bağışıklık sistemini zayıflatır ve insülin (kandaki şeker oranını düzenleyen hormon) tepkisini düşürür.
İşte en ilginç kısmı ise, margarin plastikten yalnızca 1 molekül farklıdır. İşte bu gerçek beni hayatım boyunca bir daha margarin ve diğer hidrojene yiyecekleri yemekten alıkoymuştur. Hidrojene demek moleküler yapısına hidrojen eklenmiş demektir. Kendiniz de deneyebilirsiniz: Bir paket margarini alın ve gölge bir yere koyun.



İki gün içinde şunları gözlemleyeceksiniz: Üzerinde bir tane bile sinek yok! Bu size bir şeyler anlatmalı. Çürümemiş ve kötü kokmamıştır, çünkü hemen hemen hiçbir besin değeri yoktur ve üzerinde hiçbir şey gelişmez.
Hatta mikro organizmalar bile yerleşmez. Neden? Çünkü nerdeyse plastiktir. Evdeki plastik kablonuzu eritip de tostunuza sürer misiniz? İsterseniz sürmeye devam edin ama en azından gelecek nesillere, çocuklarınıza bu vicdansızlığı yapmayın.”
Alıntıdır...

24 Mayıs 2012 Perşembe

REGAİP KANDİLİNİZ KUTLU OLSUN...



***BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHİM***

Ailene namazı emret; kendin de ona sabırla devam et. Senden rızık istemiyoruz; (aksine) biz seni rızıklandırıyoruz. Güzel sonuç, takvâ iledir. (TAHA/132)

bu güzel mübarek ayları ve her günümüzü ibadetle geçirmeliyiz.sadece bu günlerde ibadet edip diğer günleri boşlamamalıyız ama zaten namaz kılmıyorsak ya da zaten oruç tutmuyorsak bari bu güzel günlerin vesilesiyle borçlarımızı yerine getirmeye çalışalım inş... rabbim tüm dualarımızı kabul eylesin.haklarımızda hayırlısı ne ise onları yaşamayı nasip etsin inş.ibadetlerimizi layıkıyla yerine getirip,peygamber efendimizin şefaatine nail eylesin inş(amin).

her zaman yapmamız gerekenler bunlar ama böyle mübarek zamanları nasıl değerlendirmeliyiz;

 Kur'an-ı Kerim okuyarak,
Aile bireyleriyle birlikte günün mana ve ehemmiyeti hakkında sohbet ederek,
Allah rızası için namaz kılarak,
Hayatımızın geçmiş günleri ve yılları hakkında muhasebe yaparak,
Günahlarımızın bağışlanması için Allah'tan af dileyerek,
Sevgili Peygamberimize bol bol salât ve selâm okuyarak,
Dünya ve ahirete ait dileklerimiz için dua ederek,
Hastaları, yaşlıları ziyaret ederek; yoksulları, öksüz ve yetimleri sevindirerek,
Eş, dost ve yakınlarımızla tebrikleşerek,
Dargın ve küskünleri barıştırarak, değerlendirebiliriz.


rabbim böyle görevleri yerine getirebilmeyi nasip eder inş...

17 Mayıs 2012 Perşembe


bir garip profesör :( !




Uzaylı profesör uslanmıyor
Başörtülü öğrencilerin üniversitede hiçbir engelle karşılaşmadan öğrenim görmelerini sağlayan YÖK talimatına rağmen, İzmir'de bir profesör 28 Şubat yasaklarını uygulamakta ısrar ediyor. Ege Üniversitesi Astronomi ve Uzay Bilimleri Bölümü'nde görevli Prof. Rennan Pekünlü, her gün kapıda bekleyip başörtülü öğrencilerin okula girişini engelliyor. Pekünlü, bununla da yetinmiyor. İçeri almadığı öğrencilerin fotoğraflarını çekip onları tek tek fişliyor
Türkiye'nin 28 Şubat cuntacılarını yargı önüne çıkardığı şu günlerde, yasakçı zihniyetini sürdürmek isteyenler dikkat çekiyor. 2010 yılında Yüksek Öğretim Kurumu'nun 'başörtülü öğrencilerin ders görmeleri hiçbir biçimde engellenmeyecek' talimatına rağmen, Ege Üniversitesi'nde (EÜ) başörtülü öğrencilerin eğitim hakkı engelleniyor. EÜ Fen Fakültesi Astronomi ve Uzay Bilimleri Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Esat Rennan Pekünlü, okulun kapısında nöbet tutarak başörtülü öğrencileri içeriye almıyor...

 ...evet bu haberi tv de izledim ve gazetede yayınlanan yukarıdaki yazıyı da sizlerle paylaşmak istedim.nasıl bir insan bu demek isterdim ama bu bile fazla geliyor...! nasıl oluyor da sırf başı kapalı diye,yani yüce rabbimizin emrini yerine getiriyor diye kapalı kızlarımızı okula almıyor bu insan.kimse neden müdahale etmiyor.buna ne hakkı var ? ! gerçekten anlamak çok zor. gerçi okulun dekanı
mahkemeye şikayette bulunmuş,okulda kınama cezası almış ama adam başörtülülere bakış açısını değiştirmiyor.peki rabbimin seni kınamasından hiç mi korkmuyorsun???amacın ne,bu mu medenilik,bu mu eğitim,bu mu insanlığın...çok şey söylemek isterdim ama daha fazla kelimeye yazık olmasını istemem.... rabbim ıslah etsin,sizin gibilere fırsat vermesin..


Bismillâhirrahmanirrahim
Ey peygamber! Hanımlarına, kızlarına ve mü’minlerin kadınlarına, örtülerini üstlerine almalarını söyle. Onların tanınmaması ve (incitilmemesi) için en elverişli olan budur. Allâh çok bağışlayan çok esirgeyendir!..
(Azhab Suresi, 59)



16 Mayıs 2012 Çarşamba

KELEBEĞİN GAYRETİ

Bir gün, kozada küçük bir delik belirdi; bir adam oturup kelebeğin saatler boyunca bedenini bu küçük delikten çıkarmak için harcadığı çabayı izledi.

Ardından sanki ilerlemek için çaba harcamaktan vazgeçmiş gibi geldi ona. Sanki elinden gelen her şeyi yapmış ve artık yapabileceği bir şey kalmamış gibiydi.

Böylece adam, kelebeğe yardım etmeğe karar verdi; eline küçük bir makas alıp kozadaki deliği büyütmeye başladı.

Bunun üzerine kelebek kolayca çıkıverdi. Fakat bedeni kuru ve küçücük kanatları buruş buruştu.

Adam izlemeye devam etti; Çünkü her an kelebeğin kanatlarının açılıp genişleyeceğini ve bedenini taşıyacak kadar güçleneceğini umuyordu.

Ama bunlardan hiç biri olmadı! Kelebek hayatının geri kalanını kurumuş bir beden ve buruşmuş kanatlarla yerde sürünerek geçirdi.

Ne kadar denese de asla uçamadı.

Adamın iyi niyeti ve yardım severliği ile anlayamadığı şey, kozanın kısıtlayıcılığının ve buna karşılık kelebeğin daracık bir delikten çıkmak için göstermesi gereken çabanın, Yüce Yaratıcının kelebeğin bedenindeki sıvıyı onun kanatlarına göndermek ve bu sayede de kozanın kısıtlayıcılığından kurtulduğu anda uçmasını sağlamak için seçtiği yol buydu.

Bazen yaşamda tam olarak ihtiyaç duyduğumuz şey çabalardır. Eğer yüce yaratıcı, yaşamda herhangi bir çaba olmadan ilerlemenize izin verseydi, o zaman bir anlamda sakat kalırdık. O zaman olabileceğimiz kadar güçlenemezdik. Asla uçamazdık.

Güçlü olmak istedim. Ve Yüce Yaratıcı beni güçlendirmek için zorluklar yolladı.

Bilgelik istedim. Ve Yüce Yaratıcı bana çözmem için sorunlar yolladı.

Başarı istedim. Ve Yüce Yaratıcı bana çalışmam için zekâ ve kas gücü verdi.

Cesaret istedim. Ve Yüce Yaratıcı bana üstesinden gelmem gereken sorunlar verdi.

Sevgi istedim. Ve Yüce Yaratıcı bana, Yardımcı olmam için sorunlu insanlar yolladı.

İyilik istedim. Ve Yüce Yaratıcı bana fırsatlar yolladı.

İstediğim hiçbir şeyi elde edemedim fakat ihtiyaç duyduğum her şeyi elde ettim.

Yaşamınızı korkusuzca yaşayın, zorlukların tümüne göğüs gerin ve onların üstesinden gelebileceğinizi açıkça gösterin...
(alıntıdır)

15 Mayıs 2012 Salı

Sen Kendini Değiştirmedikçe…


“…Bir toplum kendilerindeki özellikleri değiştirinceye kadar ALLAH, onlarda bulunanı değiştirmez…” (Ra’d: 11)
Toplum bozuluyor, insanlar acayipleşiyor, ahir zaman fitneleri her yanı sarmış. Deccal mi çıktı? Yecüc mecüc mü salınıverdi?Bu gidiş hayra değil. Mütemadiyen sızlanıp duruyorsun. Gözün hep etrafta, neler olup neler bitiyor, zaman nasıl bozuluyor anlam veremiyorsun.
İlkin garip gelmişti İslam, üç beş kişi ile ayakta duruyordu. Sonra dava erleri çıktı.  Onlar, yüzler binler oldu. Garipliği son buldu İslamın. Sonrası da garip olacaktı İslam’ın. “Ama nasıl?” diyor, hayret ediyorsun. Binler değil, milyonlar değil, 1.5 milyar Müslümana rağmen nasıl garip kalır İslam? Nasıl sahipsiz, nasıl yalnız kalır?
Garip kalıyorsa İslam, bir sebebi, bir müsebbibi olacaktı elbet?
Zaman bozuluyor, İslam garip kalıyorsa, bu garip kalmada mesela senin hiç mi payın yok? Güneşin gurub ettiği gibi, gurub ediyor İslam. Tereyağından kıl çekilir gibi çekiliyor içimizden. Sahip çıkılmayan her şey gibi o da gidiyor, yitiyor…Öyle gurbete gider gibi gitmiyor aslında, kaybolmuyor ortalıktan. Sadece senin yüreğinden, İslam’ı sahiplenmeyen her kişinin yüreğinden yitip gidiyor…
Unutmuştun, umursamamıştın çoğu kez. Kimliğinde “İslam” yazıyor diye, senden hiç gitmez, tapusu hep sende kalır sanmıştın. Yüreğinde diri kalması için emek vermen, dert etmen, sızısını çekmen gerektiğini düşünmemiştin hiç…
Umursamazlığınla hem İslam’ı, hem Müslümanları garip bırakıyordun… Yanıbaşında sızlayan yürekleri, gizliden ağlayan gözleri hiç farketmemiştin. Çevren bozulmaya başladığı zaman nasıl sessiz kaldığını düşün. Komşun faizle ev alacağını söylediğinde ona engel olmak için uğraşmayışını, diğeri çarşafını pardesüsünü çıkarıp yerine kısa ceket giydiği zaman bunun yanlış olduğunu söylemeyişini düşün. İlk kez kaşını aldığı zaman kızın, dar pantalon giymek istediği zaman, net bir dille asla demeyişini, oturup ağlamayışını, için yanarak dua etmeyişini… Çevrende, hatta ailende olup bitenleri sadece seyredişini düşün…

6 Mayıs 2012 Pazar

Küsmek Ve Darılmak İçin Bahaneler Aramak Yerine; Sevmek Ve Sevilmek İçin Çareler Arayın...

SÖZÜN DEĞERİ EDEBİLİĞİNDEN DEĞİL,

EBEDİLİĞİNDEN GELİR...

5 Mayıs 2012 Cumartesi

...Birgün Mevlana eve girer ve hanımı ona sorar;
bu kadar aşıksın Mevlaya şükürler ...olsun bu aşkı yaşayıp yaşatana
peki bana ne kadar aşıksın der;
Mevlana hanımına şöyle der;
Sen benim;
Yaradan’dan ötürü yaradılanı sevişim,
Bir adım gelene on adım gidişimsin…
Ve herkesi olduğu gibi kabul edişimsin…
Sen benim;
... Bugünüme şükür ve…
yarınıma dua edişim,
Azla yetinişim,
çoğa göz dikmeyişimsin,
Ve kapanmayan avuç içimsin....